Çok
ama çok uzun yıllar önce, çok ama çok uzak diyarların birinde... Yok
yok takılıyorum olur mu öyle şey? Bildiğin bizim zaman dilimimizde ve
hemen yanı başımızda yaşayan birinin hikayesi bu. Dizi çıkmış eşofmanla
vakitsizce annenizin istediği o yoğurdu marketten almaya gittiğinizde
karşılaşmayı en son istediğiniz o kişi var ya, hani burnunuzun dibinde
biter o an, hah! işte dünyanın küçüklüğünü ve sizin de bahtsızlığınızı
kanıtlayacak tarzda çevrenizde olan kişi(ler)den bahsedeceğim. Atsanız
atamayacağınız, satsanız satamayacağınız, uzun zaman küs kalıp yada
gidiyorum lan ben diyip de gidemeyeceğiniz, terk edemeyeceğiniz
kişi(ler)den. Zaman zaman en nefret ettiğinizden, bazen deli gibi
sevdiğinizden, sizin o en karanlık sırlarınızı bilen, sizi en çok
kızdıran, sevindiren, en çok anlaştığınız ama bi o kadar da
anlayamadığınız kişi(ler)den...
Ben
bize, bizden bahsedeceğim, bizi biz yapan ne varsa. Biz bu dünya
üzerindeki günlerimizi telaşın göbeğinde harcayıp giderken, içinizde
yaşattığınız o ayrı dünyanın insanından bahsedeceğim size. Gerçeğinizle
kurgunuzun iç içe geçtiği, ben bu anı daha önce yaşamıştım sanki diyip
adını "deja vu" koyduğunuz ne varsa... Uzun uzadıya değil, olduğu
kadarıyla... Yalan dolanla değil belki ama gerçeği de birazcık
saklarcasına... Ekin çemberleri gibi... Bahsi geçen kişiler hayal ürünü
değil sadece bilinç altımızın ödüllü başrol oyuncuları.
İçinizde eğer varsa bir çocuk, seslenin ona;
Bir varmış, bir yokmuş...