What if we die and they ask "How was the heaven?"

Salı, Ocak 12, 2016

Evvel-Ahir



Çok ama çok uzun yıllar önce, çok ama çok uzak diyarların birinde... Yok yok takılıyorum olur mu öyle şey? Bildiğin bizim zaman dilimimizde ve hemen yanı başımızda yaşayan birinin hikayesi bu. Dizi çıkmış eşofmanla vakitsizce annenizin istediği o yoğurdu marketten almaya gittiğinizde karşılaşmayı en son istediğiniz o kişi var ya, hani burnunuzun dibinde biter o an, hah! işte dünyanın küçüklüğünü ve sizin de bahtsızlığınızı kanıtlayacak tarzda çevrenizde olan kişi(ler)den bahsedeceğim. Atsanız atamayacağınız, satsanız satamayacağınız, uzun zaman küs kalıp yada gidiyorum lan ben diyip de gidemeyeceğiniz, terk edemeyeceğiniz kişi(ler)den. Zaman zaman en nefret ettiğinizden, bazen deli gibi sevdiğinizden, sizin o en karanlık sırlarınızı bilen, sizi en çok kızdıran, sevindiren, en çok anlaştığınız ama bi o kadar da anlayamadığınız kişi(ler)den...

Ben bize, bizden bahsedeceğim, bizi biz yapan ne varsa. Biz bu dünya üzerindeki günlerimizi telaşın göbeğinde harcayıp giderken, içinizde yaşattığınız o ayrı dünyanın insanından bahsedeceğim size. Gerçeğinizle kurgunuzun iç içe geçtiği, ben bu anı daha önce yaşamıştım sanki diyip adını "deja vu" koyduğunuz ne varsa... Uzun uzadıya değil, olduğu kadarıyla... Yalan dolanla değil belki ama gerçeği de birazcık saklarcasına... Ekin çemberleri gibi... Bahsi geçen kişiler hayal ürünü değil sadece bilinç altımızın ödüllü başrol oyuncuları.

İçinizde eğer varsa bir çocuk, seslenin ona;
Bir varmış, bir yokmuş...